13 Mart 2015 Cuma

Tokat UMKE, Suriyeli mülteciler için görev başında


   Ülkelerindeki iç karışıklıklar nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteciler için Şanlıurfa İli Ceylanpınar İlçesi’nde kurulan Sahra Hastanesi'nde Sivas ve Tokat Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE) görev yapıyor.
         Ülkelerindeki iç karışıklıklar nedeniyle ülkemize sığınan Suriyeli mülteciler için Şanlıurfa İli Ceylanpınar İlçesinde kurulan ve 21 bin mülteciye ev sahipliği yapan kamp 12 mahalleden oluşmaktadır. 1 mahallede 460 çadır bulunmaktadır.
         Kampta kurulan Sahra Hastanesi’nde poliklinik hizmetlerinin yanında aşılama hizmetleri ve gebe takipleri de yapılıyor.
         Ceylanpınar Kampı Sahra Hastanesi’nde 23 Şubat-08 Mart 2015 tarihleri arasında 7. Bölge UMKE personelleri; Turhal Devlet Hastanesi personellerinden ATT Ali Aslan ve anestezi teknisyeni Saffetin Yorulmaz, Sivas UMKE’den Paramedik Hakan Yılmaz, ATT Abdulkadir Karasu, Hemşire Nezahat Mercan görev yapıyor.
Haber: Ali CANBAŞ

3 Mart 2015 Salı

Geçici işçilerin kadro beklentisi


    Turhal Şeker Fabrikası’nda yıllardır geçici olarak çalışan işçiler, kadro beklentisi içerisinde.
         Bir umutla kadro bekleyen geçici işçiler, Şeker İş-Sendikası Turhal Şubesi’ni ziyaret ederek, sıkıntılarını dile getirdiler.
         Şeker-İş Sendikası Turhal Şube Başkanı Mehmet Elvan Yılmaz, Turhal Şeker Fabrikası’na KPSS ile 22 adet daimi işçi alınacağını belirterek, bu alımın yıllardır fabrikada geçici işçi olarak çalışan, kalifiyeli işçiler arasından alınması gerektiğini söyledi.
         Geçici işçilerin kadro beklentisi içerisinde olduğunu ve sendika olarak bu konunun takipçisi olduklarını söyleyen Yılmaz, şunları söyledi:
         “Fabrikamızda yaklaşık 20 yıldan fazla hizmet eden 155 geçici işçi arkadaşımız bulunmaktadır. 5620 sayılı kanun gereği bu arkadaşlarımız 6 ayın altında çalışmaktalar. Yani yaklaşık 170 gün fabrikamızda çalışmaktadırlar. 170 gün harici bu arkadaşlarımızı çalıştıramadığımız için Makina Fabrikamız da çoğu işlerimiz dışarıya gönderiliyor. Buradaki işleri yetiştirmekte sıkıntılar çekmekteyiz. Bazı işlerimiz taşeron marifetiyle yapılmaktadır.Geçenlerde gelen bir yazıya göre fabrikamıza 22 adet daimi işçi alınacağı belirtiliyor. Buda KPSS ile alınacak. Yıllarını vermiş bu arkadaşlarımız burada dururken dışarıdan eleman alınması tabiî ki bu arkadaşlarımıza çok büyük sıkıntılar veriyor. Bunlar genç yaşlarda bu fabrikalara girip günlerini vermişler, çoluk çocuk sahibi olmuşlar, çoğu arkadaşlarımız üniversitelerde çocuklarını okutmaktadır. Bu arkadaşlar 170 gün çalıştıktan sonra çıkış verilmektedir. Arkadaşlarımız bu haberi aldıktan sonra sendikamızı ziyarete geldiler, “bizler burada dururken bu fabrikalara işçi alınmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Biz bu konuda ne gerekirse yasal olarak onu yapacağız. Tüm haklarımızı arayacağız” diye arkadaşlarımız bizleri ziyarete gelmişler. Bizde bu konuları konuştuk, yetkililere taşıyacağımızın sözünü verdik. İnşallah bu arkadaşlarımız bu kadroya sahip olurlar.
         VERİLEN O SÖZÜN MÜJDESİNİ BEKLİYORLAR
         2007 yılında bu fabrikada 250’nin üzerinde kişi kadro aldı. Allah razı olsun. Yine bu hükümet tarafından bu kadro verildiği zaman bu arkadaşlarımıza şu söyledi; “Evet arkadaşlar şuanda 250 kişiye kadro veriyoruz ama kalanlara da inşallah bu kadroyu vermek bize nasip olur” demişlerdi. Şimdi arkadaşlarımız o müjdeyi bekliyorlar. O günden bu tarafa da çok sayıda arkadaşlarımız daimi arkadaşlarımız emekli oldu. Şuanda eleman sıkıntısı çekiyoruz. Bu kadronun biran evvel verilip arkadaşlarımızın daimi işçi statüsüne geçmesini istiyoruz. Bizde bunun için Genel Müdürlüğümüzle, Genel Merkezimizle, siyasilerimizle gerekli diyalogu yapıyoruz. İnşallah sonuç alırız, bu arkadaşlarımızda bu sevinci yaşarlar. Arkadaşlara bu zor günlerinde Allah kolaylık versin”
         “BİZLER KALİFİYELİ ELEMANLARIZ”
         18 yıldır geçici işçi olarak çalıştığını belirten Niyazı Demir, “2006 yılında şimdiki iktidarımızın vermiş olduğu 220 bin kadro içerisinde yer alamadım. Ama o zamanki verilen sözün yerine getirilmesini istiyoruz. Bizler geçici işçi olarak her zaman fedakarca çalışmaktayız. Bizler kalifiyeli elemanlarız. Yeni işe girecek bir arkadaşımız benim çalıştığım kısmı öğrenebilmesi için en az 2 senesini vermesi gerekiyor. 2 sende fabrikamızın çok kaybı olacağını bildiğim için şahsım ve arkadaşlarım adına şimdiki iktidarımızdan bizleri mutlu edecek hayırlı haberleri bekliyorum. Başbakanımızdan bizlere yardımcı olmasını bekliyoruz” dedi.
         “MADEM İHTİYAÇ VAR NEDEN İŞTEN ÇIKARILDIK?”
         19 yıldır geçici işçi olarak çalışan Özgür Yıldız, “2006 yılında 180 gün şartı konularak kadro verdiler. Amenna kadro alan işçilerde bizim arkadaşlarımız. Kabul ettik sinemize çektik. Bizi çalıştırmadılar, iş verdilerde çalışmadık gibi bir pozisyon oldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Faruk Çelik’in yanına kadar girip makamında ziyaret etti. Bize söz vermişti ‘bu sıkıntınızı halledeceğiz’ diye. Geldik 2015 yılına seçim öncesi dedik, inşallah bizlerde ekmek yeriz dedik. Bizim 20 yıldır verdiğimiz emekler hep hiçe sayıldı.
         15 Ocak’ta işten çıkarıldım işsizim. İş hakkım askıya alınıyor başka bir işe de giremiyorum. Neden giremiyorum? Seni martta geri işe alacağız, 1-1.5 ay daha çalışacaksın diniliyor. Hangi işveren beni 1 aylığına işe alır? Hiç kimse almaz. Peki, senin şirketinin ihtiyacı vardı alamana beni neden işten çıkardın? Benim suçum nedir? Tamam, işi bana ver ben çalışayım. 20 yıldır bu şirketin zulmünü ben çekeceğim, her sene 6 ay çalışacağım ondan sonra beni ortada bırakacak. Sen şöyle kenarda dur, sen hak etmiyorsun bunu diyecek başka eleman alacak. Hak mıdır bu?
         DAĞA MI ÇIKALIM, TERÖRİST Mİ OLALIM?
         Hakkımızı almak için dağa mı çıkalım, terörist mi olalım, devlete kurşun mu sıkalım? Onu da yapmıyoruz. Bu devlete alnımızın teriyle askerlikte yaptık, terörle de mücadele ettik karşılığı bu olmaması gerekir. Ben Allah’ın adaletine inanıyorum. Türkiye’de artık insanlar adalet dağıtıyor. Onlarında dağıttığı adalet karşısında alacakları cezayı da öbür dünyada bizler hesaplaşırız. Benim tek diyeceğim şu; benim hakkım olan kadroyu ben istiyorum. O benim hakkım. Ben 20 senedir umutla kadromu bekledim. Ondan sonra benim karşıma geçip sana vermiyorum, aldım alacağımı diyemez. Bu hakka da hukuka da aykırıdır” dedi.
         “BİZİM BİR GEÇMİŞİMİZ VAR”
         17 senelik geçici işçi Yılmaz Yılmaz, “Biz şirkete eleman alınmasın demiyoruz. 20 senelik bizim bir geçmişimiz var. Önce bu 20 senemizin karşılığı olan kadrolarımızın verilmesini rica ediyoruz. Bizimde toplumda yerimizin olabilmesi için kadroya ihtiyacımız var. Şuanda toplumda, çevremizde ve arkadaşlarımızın arasında ikinci sınıf vatandaş olarak gözüküyoruz. Bir esnafa gittiğimiz zaman geçici işçiyiz diye bize vadeli, taksitli hiçbir eşya hiçbir malzeme verilmiyor. Turhal Şeker Fabrikası’nda bizim gibi 152 işçi bu sıkıntıyı çekmektedir. Türkiye genelinde 3 bin 800 işçimiz var. Devlet büyüklerimden rica ediyorum biz adam alınmasın demiyoruz, önce bizim kadromuz verilsin daha sonra adam alınsın diyoruz” dedi.
         “BEN BU FABRİKAYA GENÇLİĞİMİ VERDİM”
         28 yıldır kazan dairesinde çalıştığını söyleyen Kemal Kaplan, “Ben bu fabrikaya gençliğimi verdim ama hala kadro alamadım” dedi.
          Kaplan, şunları söyledi:
         “Bu fabrikaya girdiğimde daha 24 yaşında bir delikanlıydım ama şuanda 52 yaşına geldim. Ben hakkım olan kadroyu istiyorum. Bana bugün 22 kişiyi işe alacaklarını söylüyorlar ben buna karşıyım. Alınsın ama önce benim kadromu versin. Ben devlet büyüklerimden hakkım olanı istiyorum. 28 senemi vermişim daha günüm yok, emekliliğime daha dünya kadar gün var. Emeklide olamıyorum. Ben bugün dışarı çıksam iş bulamıyorum. Beni çalıştıracak kişiyi de bulamıyorum.  Çünkü ben 52 yaşına geldim düşüne düşüne şeker hastası oldum. Çünkü ben evime her gün ekmek götürme zorundayım. Diyeceğim şu ki bize hakkımız olan kadromuzu versinler. Biz hiç kimseden sadaka istemiyoruz.
         KİMSEYİ MAĞDUR ETMESİNLER
         Maaşlara gelince biz fazla maaşta istemiyoruz. Maaşımızı gerekirse bin 500 TL ye düşürsünler. Yeni alınacaklar 2 bin 400 TL’ye işe başlayacaklar ama şuan bizim çoğumuz bin 600 TL alıyor. Gerekirse maaşlarımız aşağı çekilsin ama kadromuz verilsin. Kimseyi mağdur etmesinler. Devlet büyüklerinden bunu bekliyoruz”
         Geçici çalışan işçiler, açıklamaların ardından Turhal Şeker Fabrikası Müdürlüğü’ne sunmak üzere dilekçe doldurdular. 
HABER:Ali Canbaş

21 Şubat 2015 Cumartesi

Turhal Ülkü Ocakları : Bir Ölüp, Bin Dirileceğiz, Bir Gidip, Bin Geleceğiz!


Turhal Ülkü ocakları Ege Üniversitesi'nde bıçaklanarak öldürülen Fırat Yılmaz Çakıroğlu için belediye meydanında basın açıklaması yaptı

İzmir'de Ege Üniversitesi Kampüsü’nde, karşıt görüşlü öğrenci grubu arasındaki çıkan ve çok sayıda öğrencinin yaralandığı ve Ülkü Ocakları Ege Üniversite Başkanı Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun ölümünün
Ardından Turhal ülkü ocakları ilkindi namazına mütakip Turhal  kesikbaş cami’inde Gıyabında cenaze namazı kılarak  belediye önüne geçtiler burada  Ülkücü gençler Türk bayrağını  açarak  tepkilerini gösterdiler .
Ülkü ocakları başkanı ömer çelik ve MHP Turhal ilçe teşkilatı başkanı Gökhan bozkurt Müşterek bir basın açıklaması yaptı. 

Açıklama  
“Çözüm” adı verilen ihanet süreci bu defa Ege Üniversitesi’nde etkisini göstermiştir. Üniversite kampüslerini terör örgütü kamplarına çeviren eli kanlı teröristler söz konusu üniversiteyi adeta saldırı üssü olarak kullanmaya başlamışlardır. Üç günden beri kampüste kargaşa çıkartan kanı bozuk hainler bugün, Ülkücü öğrencilere saldırarak Fırat Çakıroğlu isimli gönüldaşımızı bıçaklı saldırıyla yaralamışlardır.
Uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda yaralanan Ülküdaşımız, bölücü canavarların olay yerine gelen ambulansı engellemesi sonucu şehit düşmüştür.
Çözüm adı altında başlatılan yıkım süreci emarelerini göstermeye devam etmektedir. Şımartılan, her türlü küstahlığına göz yumulan bölücü terör örgütü şehirlerde, sokaklarda ve okullarda kin kusmayı sürdürmektedir.
“Analar ağlamasın” sloganıyla başlatılan bu süreç çözümün değil yalnızca çözülmenin başlangıcı olmuştur.
Bu süreçten bölücüler daima kârlı çıkmış, imtiyazlar koparmış ve başta İmralı’daki bebek katili olmak üzere teröristler adeta masumlaştırılmıştır.
Hukuk çiğnenmiş, adalet sarsılmıştır.
Öğrencilikle ve insanlıkla hiçbir ilgisi bulunmayan caniler güruhu, üniversitelerde delici, kesici ve hatta ateşli silahlarla ellerini kollarını sallayarak gezmektedirler.
Bu taviz sürecinden yüz bulan şeref yoksunu bölücüler, Milliyetçi-Ülkücü gençleri hedef almaktadırlar.
Sizler saraylarınızda otururken yaptığınız açılımın ceremesini Türk Milleti ve ülkücüler çekmektedir.
Bu vesile ile devlet erkanına seslenmek istiyoruz:
Elim saldırıyı gerçekleştirenlerin bulunup en ağır şekilde cezalandırılması hükümetin namus borcudur.
Ülkücü Hareket, şehit kardeşinin davasının daima takipçisi olacaktır.
Süleyman Özmen Ağabey’e benzer bir şekilde Hakk’a yürüyen kardeşimizin, anısı tıpkı diğer şehitlerimizinki gibi sonsuza dek yaşatılacak ve acısı her daim yüreklerimizde olacaktır.
Bu kahpe saldırının derhal aydınlatılması, bedbaht faillerinin hemen bulunması gerekmektedir.
Ülkücüler için bıçak kemiğe dayanmış, içimizin kanlarını akıttığımız bardak ise taşmıştır. Bu kahpeliği asla unutmayacağız.
Kimse sabırlı oluşumuzu uysal olduğumuz şeklinde yorumlamamalıdır.
Şu asla unutulmamalıdır ki: Ülkenin bekası ve selameti için sabır ve sükutu şiar edinen Ülkücüler, fırtına öncesi sessizliği de daima içlerinde barındırmaktadırlar!
Can verdiğimiz gibi canımızı korumasını da elbette biliriz!
Terör örgütü uzantılarına sözde mahkeme kuracak kadar yüz veren, kampüslerin terör kampı haline getirilmesine izin verenler, ilelebet terör örgütü ile aynı damgayı taşıyacak ve Türk Milleti’nin öfkesinden kurtulamayacaklardır.
İktidardan aldığı tavizler ile Ülküdaşlarımıza saldırma cüretini gösteren hainler, Türk Milliyetçileri’nin tavizsiz duruşu karşısında şüphesiz hüsrana uğrayacaklardır.
Ülkücü Hareket dün nasıl küresel güçlerin sömürü düzenine izin vermediyse, bugünde bu güçlerin taşeronluğunu yapan terör örgütünün ve mevcut iktidarın bölme projelerine geçit vermeyecektir.
Türk Milleti bu elim hadisenin acısını içine atmayacak, hesabını eli kanlı canilerden ve ihanet ortaklarından mutlaka soracaktır.
Tarihi şehitlerle dolu ve şanlı bir geçmişe sahip olan Ülkücü Hareket, safları daha da sıklaştırarak kutlu yürüyüşüne devam edecektir.
Şehadet şerbetini içerek şehitler kervanına katılan yiğit Ülküdaşım Fırat Çakıroğlu kardeşimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza sabırlar diliyoruz.
Yüce Allah’tan Aziz Şehidimiz Fırat kardeşim gibi bizlere de, bayrak uğruna kan, vatan için can vererek şehitlik makamına eriştirmesini niyaz ediyorum.
Bir ölüp, bin dirileceğiz, Bir gidip, bin geleceğiz! 


Ülkücü gençler basın açıklamasının ardından  meydandan ellerinde Türk bayrağı ile sessizce ayrıldılar.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Bulundukları yer herkesi şaşırttı

   Sakarya’nın Akyazı İlçesi’nde dün öğle saatlerinde kaybolan işitme engelli 10 yaşındaki Ali ile ablası 15 yaşında Şevval Demir, 3 yıl önce babalarının trafik kazasında öldüğü yerde bulundu. İki kardeşin babaları öldükten sonra annelerinin de bir başkasıyla evlendiği, kendilerine ise dedelerinin baktığı belirtildi.
Akyazı’nın Yeniköy Mahallesi’nde oturan ve 3 yıl önce babaları Ali Demir trafik kazasında ölen, anneleri de başkasıyla evlendiği için mahkeme tarafından velayetleri dedeleri Yunus Demir’e verilen Ali ile ablası Şevval Demir, dün öğlen saatlerinde kayboldu. Torunlarını bulamayan ve onların mantar toplamaya gittiklerini söyleyen dede jandarmaya haber verince arama başlatıldı. İki kardeşi bulmak için aramalara jandarma, orman muhafaza ekiplerinin yanı sıra 112 ekipleri ve Akyazılı motokroscular da motorlarıyla katıldı.
BABALARININ KAZADA ÖLDÜĞÜ YERE GİTMİŞLER
Ekipler çocukların son görüldüğü yerlerden başlayarak Orman bölgesini taradı. Çocuklar, saat 22.30 sıralarında 3 kilometre uzaklıktaki Şerefiye Mahallesi’nde bulunan bir su şirketine ait kullanılmayan yemekhanede bulundu. Ekipler çocukları yakındaki kahveye getirdi. Çocukların bulundukları yerin, 3 yıl önce babalarının trafik kazasında hayatını kaybettiği yer olduğu anlaşıldı.
ANNE BAYGINLIK GEÇİRDİ
Çocukların bulunduğu haberini alan dede Yunus Demir ve diğer yakınları ile anneleri Zeynep Gürses de olay yerine geldi. Çocuklarını görünce baygınlık geçirip yere yığılan anne Zeynep Gürses’e sağlık ekipleri müdahale etti. Bu sırada dede Yunus Demir, anne Zeynep Gürses’e, çocuklarını hiç arayıp sormaması nedeniyle tepki gösterdi. Yunus Demir ile Anne Gürses’in yakınları birbirlerine saldırdı. Kavga, Jandarma ve köylülerin araya girmesiyle önlendi. Anne ve çocukları ambulansa bindirerek Akyazı Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.

18 Kasım 2014 Salı

Baba dedikleri adam babalarının katili çıktı

   Kayıp babalarının katili Mehmet Eray’a 18 yıl boyunca “baba” diyen kardeşler yıkıldı. 3 kardeşin en büyüğü Sevda Bayri “Babam kaybolunca yardımımıza koştu. Meğer annemde gözü varmış” dedi
Samsun’un Tekkeköy ilçesinde 18 yıl önce ortadan kaybolan 3 çocuk babası Şaban Bayri’nin cesedinin geçen hafta bulunması, büyük bir dramı ortaya çıkardı. Bayri’yi öldürüp yaktıktan sonra tarlaya gömen Mehmet Eray, olaydan 3 ay sonra Bayri’nin eşi Habibe Bayri’yle evlendi. Sabah’tan Murat Alhan’ın haberine göre Yıllarca “baba” dedikleri Mehmet Eray’ın, öz babalarının katili olduğunu öğrenen Sevda (27), Selda (22) ve Gökhan Bayri (19) şoke oldu. “Bu nasıl canilik” diyen Selda Bayri şunları söyledi: “Babamızın bizi terk edip gittiğini düşünürken, meğerse o adam, babamızı katledip yakmış. Bu bizim için tarifsiz bir acı. O adam, babamı gömdüğü tarlada annemi, ablamı ve beni yıllarca çalıştırdı. Yıllarca babamın mezarının üzerine Mısır, tütün ve patates ekmişiz. Bir insan nasıl bu kadar soğukkanlı olabilir.
BİZ YILLARCA ONA BABA DİYE SARILDIK
Biz yıllarca bu adama ‘baba’ diye sarıldık.” Babalarının katili olan Mehmet Eray’a yıllarca hizmet ettiklerini anlatan Selda Bayri, “Ben ve ablam yıllarca onun elbiselerini yıkayıp, yemeğini yapmışız. Çalışıp kazandığımız parayı bile baba bildiğimiz için getirip ona verirdik. Babamı boğarak öldürdüğü o yeşil cipe binmek için can atardık. Bizi o ciple gezmeye götürürdü” diye konuştu. Babalar Günü’nde hediye alıp Mehmet Eray’a gittiklerini anlatan Selda Bayri, “Ona sarılıp hediyesini verirdik. Beni ve ablamı istemeye geldiklerinde onu gerçek babamız diye tanıttık. Oysa öz babam yaşasaydı bizi o evlendirecekti. Torunlarını o sevecekti. Çocuklarımız gerçek dedelerine seslenecekti. Şimdi çocuklarımıza nasıl dede dediğiniz adam, sizin gerçek dedenizin katilidir diyeceğiz” dedi.
BOŞANMA DAVASI AÇACAK
Sevda Bayri ise “Annem, babam ortadan kaybolduktan sonra 3 çocukla ortada kaldı. Ben o zaman 9 yaşında idim. Babamın akrabaları bize sahip çıkmadı. Mehmet Eray bize sahip çıktı. Her türlü yardımımıza koştu. Meğerse bunları annemde gözü olduğu için yapıyormuş” dedi. Kardeşleri Gökhan’ın iki yıl önce tarım ilacı içerek intihara kalkıştığını ve o zamandan beri yatağa bağımlı kaldığını söyleyen Sevda ve Selda Bayri, Mehmet Eray’ın 2001’de bir gece sarhoşken cinayeti annelerine itiraf ettiğini, annelerinin karakola şikayette bulunduğunu, ancak daha sonra abisini ihbar eden kayınbiraderi tarafından “Çocuklarını öldürürüm” diye tehdit edildiği için şikayetini geri çektiğini söyledi. Habibe Bayri’nin katil zanlısı eşine boşanma davası açacağı öğrenildi.

O şehidin ailesine büyük jest!

   Fransa’da yaşayan sıva ustası Ali Dal, Eskişehir’deki evini şehit Astsubay Necdet Aydoğdu’nun evini görünce çıkıp Türkiye’ye geldi.
Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun makamında bir araya gelen Aydoğdu ile Dal aileleri, duygusal anlar yaşadı. Vali Balkanlıoğlu, Ali Dal ve ailesine gösterdikleri örnek davranıştan dolayı teşekkür etti.
Kendilerine ulaşan Dal’ın şehit Astsubay Necdet Aydoğdu\’nun ailesinin evini televizyonda görmesi üzerine çok etkilendiğini dile getiren Balkanlıoğlu, Dal’ın Eskişehir’deki evini Aydoğdu’nun ailesine bağışlamak istediğini anlattı.
Kendilerinin de Dal ailesini kente davet ettiklerini bildiren Balkanlıoğlu, “Bizi kırmayıp geldiler. Böyle örnek davranışlar inşallah bizlere ve Türk milletine örnek olur. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Fransa’da 27 yıldır yaşayan üç çocuk babası Dal, gazetecilere açıklama yaptığı sırada gözyaşlarına hakim olamadı. Bir süre konuşmakta güçlük çeken Dal, şehidin evinin durumunu gördüğünde çok etkilendiğini söyledi. Zor günlerde birlik ve beraberlik sergilemenin önemli olduğunu vurgulayan Dal, şöyle konuştu:
EVLERİNİ GÖRÜNCE ÇOK DUYGULANDIM
“Şehidimizin cenazesinde evini gördüm, gerçekten çok duygulandım. Durulacak gibi değildi. Ailemle konuştum ve Eskişehir’deki evimizi bağışlamaya karar verdik. Zaten senede birkaç günlüğüne gelip kullanıyorduk. Şehit bizim şehidimiz, Allah bize yine verir. Önemli olan böyle zor günlerde birlik ve beraberlik sergilemek.”
Konuşmaların ardından Ali Dal, evin tapusunu şehit eşi Esra Aydoğdu’ya verdi. Bu sırada Aydoğdu’nun da gözyaşlarını tutamadığı gözlendi. Vali Balkanlıoğlu ise Ali Dal’a teşekkür plaketi sundu.

16 Kasım 2014 Pazar

Oktay Vural gözyaşları döktü

  MHP Grupbaşkanvekili Oktay Vural'ın acı günü... Vural, hayatını kaybeden eşi Prof. Dr. Tuba Vural'ı son yolculuğuna uğurlarken gözyaşı döktü.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın eşi Tuba Vural, Kocatepe Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı.
Tuba Vural'ın Kocatepe Camisi'nde ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazına, Oktay Vural, çocukları Yavuz ve Oğuz Vural ile yakınlarının yanı sıra TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Anadolu Partisi Genel Başkanı Emine Ülker Tarhan, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, CHP Grup Başkanvekilleri Akif Hamza Çebi ve Engin Altay, BBP Genel Sekreteri Üzeyir Tunç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile milletvekilleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.Oktay Vural'ın taziyeleri kabul ettiği cenaze namazı sonrasında, Arınç ve Bahçeli'nin de bulunduğu kalabalık Tuba Vural'ın cenazesini omuzladı. Tuba Vural, toprağa verilmek üzere Gölbaşı Mezarlığına götürüldü.

CENAZE TOPRAĞA VERİLDİ
Tuba Vural'ın cenazesi Kocatepe Camisi'nde ikindi namazına müteakip  kılınan cenaze namazı sonrası Gölbaşı Mezarlığı'na getirildi. Vural'ın cenazesi,  Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualar eşliğinde toprağa verildi. 
Mezarlığa gelen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti yöneticileri  ve milletvekilleri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Eski Sağlık  Bakanı Recep Akdağ ve sevenleri Vural ailesine taziyelerini bildirdi. 
GATA'da bir süredir kanser tedavisi gören Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuba Vural, dün hayatını kaybetmişti.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ARADI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da eşi Prof. Dr. Tuba Vural’ın vefat etmesi nedeniyle MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ı   telefonla arayarak başsağlığı dileğinde bulundu. Erdoğan, Tuba Vural’ın vefatından duyduğu üzüntüyü belirterek, Tuba Vural’a rahmet, geride kalan aile bireylerine de sabır ve metanet dileğinde bulundu.

DIŞI SİZİ, İÇİ BENİ YAKAR DEMİŞTİ
Oktay Vural'ın 1988'de evlendiği eşi Prof. Dr. Tuba Vural kanser tedavisi görüyordu. Oktay Vural, ekim ayında verdiği bir röportajda 'Bıraktığınız o sakalların altında derin bir hüzün mü yatıyor?' sorusuna şu yanıtı vermişti: Dışı seni içi beni yakar... İmaj olsun diye bırakmadım. Zorlu bir süreç geçiriyorum. Kişisel bakım yapmaya, her gün tıraş olmaya fırsatım olmadı. İlgi odağınız farklı. Darmadağınık olmaktansa sakal bırakayım dedim.İçinde bulunduğumuz ortamın sonucu, spontane gelişti

.Vural, eşinin sağlık durumunu şöyle anlatmıştı.
İlk kez 2011 seçimleri öncesinde rahatsızlandı. O kemoterapi görürken ben seçim kampanyası için çalışıyordum. Tuba Hanım çok güçlü bir kadındır. “Mücadelene devam edeceksin” diyordu. Hastalığını grip, nezle gibi görüyordu. Tabii hastalıkların bir seyri var. Belli bir safhadan sonra başka türlü tebarüz ediyor, elinizde değil... Her şey iyi gidiyor derken böyle gelişti...
Oktay Vural "Meme kanserini atlattı derken metastaz mı yaptı?" sorusuna da şu yanıtı verdi:
Evet, nedenini bilmediğimiz bir şekilde tekrar nüksetti. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra büyük oğlum askere gitti. Tuba Hanım o günlerde de sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Birlikte Kastamonu’ya gidip onu birliğine teslim ettik. Sonra süreç daha kötüleşti maalesef. Oğlumuzun yemin törenine gidemedik. Şimdi tedavisi devam ediyor. (Bir süre duraksıyor...) Allah’a şükür..